Aydınlatma Sektörü Buluşma Noktası
Her yılın 11 ? 18 Ocak tarihleri arası Enerji Verimllliği haftası olarak kutlanıyor. 2008 yılının etkinlikleri 10.01.08 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın da katılımıyla düzenlenen bir törenle başlamış oldu. Erdoğan, “elektriksiz veya doğal gazsız bir gün geçirmenin kabusla eş değer olduğuna inanıyorum” sözleriyle enerjinin önemine atıfta bulundu.
Toplantıda Türkiyenin enerji alanında dünyanın önde gelen merkezlerinden biri olmaya başladığının, ilerleyen yıllarda bu durumun daha da gelişeceğinin sinyallerinin göründüğü vurgulandı. Yine 2020 yılında ülke enerji ihtiyacının günümüz değerlerini ikiye katlayacağının öngörüldüğü belirtildi. Enerji Verimliliği Stratejisi (PDF)
Petrol ve buna bağlı olarak doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş, elektrik üretiminin yarısına yakınını doğalgazdan yapan Türkiye’nin elektrik faturasını gittikçe kabartıyor. Bu yüzden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, bir taraftan yerli ve yenilenebilir enerji yatırımlarının önünü açarken, diğer yandan tüketiciyi tasarruf açısından bilinçlendirmek üzere Enerji Verimliliği (Enver) Projesi’ni başlattı.
Projenin çizgi kahramanı ekranlarda tasarrufla ilgili çağrılarda bulunurken, bakanlık ikinci büyük adımı atmaya hazırlanıyor. Enerji verimliliğinin ve tasarrufun önemine dikkat çekmek için her eve tasarruflu bir ampul dağıtılacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, tasarruflu lambaların bütün maliyetinin sponsor şirket tarafından karşılanacağını söyledi.
Enerji Bakanlığı’nın yaptığı hesaplamalara göre Türkiye’de yıllık 3 milyar dolarlık (4 milyar YTL) enerji tasarrufu sağlamak mümkün. Sadece binalarda alınacak küçük çaplı tedbirlerle 1,3 milyar dolarlık enerji tasarrufu yapılabilir. Hev evde bir ampulün tasarruflu bir lamba ile değiştirilmesinin toplamda sağlayacağı tasarrufa dikkat çeken Enerji Bakanı Hilmi Güler, “100 vatlık akkor ampul yerine 20 vatlık aynı ışığı veren tasarruflu ampulün kullanılması durumunda sadece bu lambadan yıllık 77 YTL tasarruf edilebiliyor. Ayrıca iki ağacı da kurtarmış oluyorsunuz.” diyor. Bu noktaya dikkat çekmek için bakanlık olarak, ‘her eve tasarruflu bir lamba’ projesini başlattıklarını doğrulayan Enerji Bakanı Hilmi Güler, Zaman’ın konuyla ilgili sorularını cevaplandırdı. “Amacımız vatandaşımızı tasarrufa yöneltmek. Evlerde aydınlatmanın tasarruflu lambalarla yapılmasının önemine dikkat çekeceğiz.” diyen Güler, lambaların temini için özel şirketlerle görüşmelerinin sürdüğünü aktardı.
Ankara’da bir bölgede pilot olarak küçük bir uygulama da gerçekleştirdiklerini ve olumlu sonuç aldıklarını ifade eden Enerji Bakanı, “Masrafın tamamını sponsorların karşılaması şartıyla tasarruflu ampulleri herkese bedava dağıtmayı hedefliyoruz. Bunun için bir şirketle anlaşıldı, pilot uygulama yapıldı. Son derece olumlu sonuçlar alındı. Bunu yaygınlaştırmak için diğer şirketlerle görüşme başlattık. Yeni sponsorlar sayesinde her eve bir tasarruflu ampul kazandırmayı hedefliyoruz.” bilgisini verdi. TOKİ verilerine göre Türkiye’de 16 milyon konut bulunuyor. Bakanlığın hesaplamalarına göre 100 vatlık akkor (telli) ampul yerine 20 vatlık aynı ışığı veren tasarruflu lamba kullanılması halinde yılda 1,8 milyon MWh’nin üzerinde tasarruf sağlamak mümkün olabilecek.
Tasarruf Keban Barajı’na denk
Kampanyanın sadece ampulle sınırlı kalmayacağını kaydeden Hilmi Güler, sanayide kullanılan motorlardan binalardaki ısı yalıtımına kadar enerjinin verimliliğinin yaygınlaştırılması için geniş çaplı bir çalışma içerisinde olduklarını ifade etti. Bina ve işyerlerine elektriğin tasarruflu kullanılması halinde iki Keban Barajı’na denk bir elektriğin tasarruf edileceğini kaydeden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, “Enerjide her bir dolarlık tasarruf 2-3 dolarlık bir enerji yatırımına denk geliyor.” Buradan baktığınızda Türkiye’de toplam 42 milyon ton eşdeğer petrol tasarrufu söz konusu. Bu ise 12 bin megavatlık bir doğalgaz çevrim santralinin kurulmasına denk. Veya 80 milyar kilovatsaatlik bir elektrik enerjisi tasarruf edilebilir.” diye konuştu.
Enerjiyi verimli kullanarak dışa bağımlılığı azaltmak isteyen Enerji Bakanlığı, 2008′i ‘Enerji Verimliliği Yılı’ ilan etti. Bunun için düzenlenecek kampanyalarda kullanılmak üzere Enver isimli bir maskot yapıldı. Ayrıca ateşböceğinin kullanılması da kararlaştırıldı. Ülke genelinde tanıtım çalışması başlatıldı ve Bakan Hilmi Güler, il il dolaşarak herkesi elektriği tasarruflu kullanmaya davet etti. Bakanlığın girişimlerine Başbakanlık da destek verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili bir genelge yayımladı ve kamu kuruluşlarının enerjiyi azami derecede verimli kullanmaları için uyardı. Proje kapsamında ilgili bakanlıkların desteğiyle ilk ve ortaöğrenim kurumları ile üniversitelerde eğitim seminerleri düzenlenmeye devam ediliyor. Vatandaşlara, günlük yaşamda enerjiden nasıl daha verimli kullanacakları anlatılıyor.
Kaynak : Zaman Gazetesi
Geceleyin çevremizi neden aydınlatıyoruz? Daha iyi görmek için, daha güzel çevrede bulunmak için, daha kolay çalışmak, daha güvende hissetmek için… Ticarette, turizmde çalışıyorsak iyi reklam yapmak ve müşteri kazanmak için. Fakat ne yazık ki hem Türkiye’de hem de bütün dünyada çok kötü gece aydınlatma uygulamaları var. Bu yanlış uygulama giderek yaygınlaşmakta ve artmakta.
Bu kötü aydınlatma Işık Kirliliği denen yeni bir kirlilik çeşididir. Işık kirliliği, yanlış yerde, yanlış miktarda, yanlış yönde ve yanlış zamanda ışık kullanılmasıdır. Hava kirliliği, su kirliliği gibi zehirleyici olmasa da, gereğinden fazla ve yanlış yerde ışık kullanmak etkisiz aydınlatma demektir; bunun sonucu olarak ışığı üretmek için harcanan enerjinin önemli bir kısmı da boşa gitmektedir.
Işık kirliliğinin çeşitleri:
Işık kirliliği her çeşit etkisiz aydınlatmayı kapsar. Bunların başlıcaları şunlardır:
· Işık tecavüzü (ya da ışık taşması): Işığın istenmeyen ya da gerekmeyen yeri aydınlatması.
· Göz kamaşması: Gözün alışık olduğu aydınlatma düzeyini aşıp görme yetisinin bozulması
ve nesnenin görünürlüğünün kaybolması. Eğer ışık kaynağı, aydınlattığı nesneden daha belirgin
ise aydınlatma kötüdür.
· Dikine ışık: Doğrudan gökyüzüne giden ışık. Sözün tam anlamıyla boşa giden, uzayda
kaybolan ışıktır. Astronomlar ve gökyüzünü seyretmek isteyen herkes için en kötü ışık kirliliği
budur. Işığın atmosferdeki tozlar ve moleküller tarafından saçılması sonucu göğün doğal
parlaklığının bozulmasına, artmasına neden olur. Kamaşma ve ışık tecavüzü yaratan armatürler dikine ışık da gönderirler. Şehirlerin üstünde uçaktan görülen ışık denizi, çoğunlukla yukarıya
doğru yanlış yönlendirilmiş ışıklardır.
· Aşırı miktarda ışık: Belli bir işin yapılması için gereken aydınlatma miktarını aşan ışık.
Fazla ışık her zaman iyi aydınlatma demek değildir.
Işık kirliliğinin kaynakları:
- Yol, cadde ve sokak aydınlatmaları
- Park, bahçe ve spor alanlarının aydınlatmaları
- Turistik tesislerin, binaların dış cephe aydınlatmaları
- Reklam panoları
- Güvenlik amacıyla aydınlatma
- Evlerden, binalardan taşan ışıklar.
Kullanılan armatürlerin ve lambaların yanlış seçimi ve yanlış yönlendirilmesi, bu aydınlatmalarda
ışık tecavüzü, göz kamaşması, dikine ışık ve aşırı miktarda ışık oluşmasına neden olur. Bu durum, konuya yeterince önem verilmemesi ve bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Işık kirliliği boşa giden para demektir:
Işığın üretim maliyeti yüksektir. Kamaşma, ışık tecavüzü, dikine ve aşırı ışık boşa giden enerji demektir. Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği’nin yaptığı bir araştırmaya göre, bu şekildeki dış aydınlatmalarda ışığın %30 kadarı boşa gitmektedir. Bu yanlış uygulamaların maliyetinin ABD’de yılda 2 milyar dolar olduğu hesaplanmıştır. İngiltere’de ise yanlış ışıklandırma yılda 53 milyon sterlin tutarında enerji kaybına neden olmaktadır. Türkiyede bu yönde bir araştırma yapılmamış olsa da
ilk değerlendirmeler en az %30 enerji kaybı olduğu yönündedir. Işık kirliliğine karşı önlem almak yaklaşık bir elektrik santralı kurmak anlamına gelmektedir.
Işık üretilirken kömür, petrol ve su gibi doğal kaynaklar kullanıldığı için boşa giden ışık doğal kaynakları da boşa harcamak demektir.
Maliyeti ne olursa olsun, boşa giden enerji üretilirken çevre kirliliği de yaratılmaktadır.
Işık kirliliği doğal hayatı da etkiler:
Kötü aydınlatmadan zarar görenler yalnız devlet bütçesi ya da gece gökyüzünü izlemek isteyenler değildir. Örneğin göçmen kuşlar için ışık kirliliği yeni bir tehlikedir: Kuşlar sadece insanlar için değil, dünyadaki tüm canlı yaşam için çok yararlıdır. Her yıl milyarlarca haşereyi, sineği tüketirler, milyarlarca bitki tohumunu yayarlar. Özellikle küçük sineklerle beslenen göçmen kuşlar gece seyahat ederler. Kimi türler milyonlarca kilometre yol kat ederler. Kısmen takım yıldızlardan yön bulurlarken gökdelenler, deniz fenerleri gibi yüksek yapılardan yayılan ışıklar onlar için çekici olur. Bunun sonucu, kuşlar ya yorulup düşünceye kadar ışık etrafında fır dönerler ya da doğrudan
binaya çarparlar. Bu şekilde bir gecede binlerce kuşun öldüğü bilinmektedir.
Kimi deniz hayvanlarının yuvalama alışkanlıkları ışık kirliliği ya da yapay aydınlatma yüzünden tehlikededir. Deniz kaplumbağalarının binlerce yumurtasından çıkan yavrulardan yalnızca
birkaçı denize ulaşabilmektedir. Denize ulaşmak için deniz ile kara arasındaki aydınlık farkını kullanan kaplumbağalar yapay ışıklandırmalarla karaya yönelince hayatlarından olmaktadırlar. Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre mercanlar, üzerlerine düşen aşırı ışık yüzünden kendilerine renklerini veren mikroskobik bitkileri reddetmekte, beyazlaşmakta ve strese girmektedirler!
Işık kirliliğinin kültürel etkisi:
Zamanın başlangıcından beri, gece gökyüzü hep ilgi çekmiştir. Gezginler, şairler, filozoflar, bestekarlar ve ressamlar; hepsi yıldızlardan ilham almışlardır. Gezginlere yol gösteren, Van Gogh’un Yıldızlı gece sini süsleyen yıldızlar; Beethoven’in Ay ışığı sonatı’nın, Hüseyin Rahmi’nin Kuyruklu yıldız altında izdivaç romanının da konusunu oluşturmuştur. Eski Mezopotamya halkları, Babilliler, Araplar göğü iyi tanıyorlardı. Bugün kullandığımız çoğu takım yıldızların adlarını onlar verdiler. Tek tek parlak yıldızlara ad taktılar; mitolojik öyküler geliştirdiler. Her kültürde olduğu
gibi bizim kültürümüzde de -şarkılarımızda, türkülerimizde, edebiyatımızda- yıldızların önemli yeri vardır. Şehir ışıklarından uzaklaşmayan, karanlık gökyüzünün güzelliğini seyredemeyen bugünün insanının bu kültüre katkıda bulunması olanaksızdır.
Yerleşim yerlerinin gelişi güzel aydınlatılması, hem profesyonel gökbilimcileri hem de halkı ve gökyüzünü özel araçlarla izlemeyi seven amatör astronomları etkilemektedir. Gözlemevleri şehirlerden yüzlerce kilometre uzakta olsalar bile, bu sorunla karşı karşıyadır.
Güvenlik ve iyi görme koşulları açısından gece aydınlatmasının önemi, gökbilimciler dahil,
herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Gökbilimcilerin istediği, göğü aydınlatmadan, doğru
aydınlatma kurallarına göre ışığın gerektiği yerde ve miktarda kullanılmasıdır. Gözlemevleri
için iyi olan doğru aydınlatma dış aydınlatmadan yararlananlar için de, devlet bütçesi için
de iyidir.
iğer ülkeler neler yapıyor?
Birçok ülkede ışık kirliliğine karşı dernekler, birlikler kurulmuş, ulusal komiteler oluşturulmuştur.
Bu kuruluşların üyeleri arasında, profesyonel ve amatör gökbilimciler dışında, aydınlatma mühendisleri, mimarlar, armatür üreticileri ve diğer çevreciler de yer almaktadır. Hepsinin
amacı, ışığın nerede lazımsa orada kullanılması , gece güvenliğin ve iyi görme koşullarının sağlanması, gökyüzünün karanlık kalması ve böylece enerjinin tasarruf edilmesidir.
Uluslararası Astronomi Birliği(IAU) Yönetim Kurulu, 4 Temmuz 1998 de bir bildiri ile Birleşmiş Milletler?i uyararak, ışık kirliliğini önleyici her türlü çalışmayı desteklediğini duyurmuştur. Başta
ABD, İspanya olmak üzere birçok ülkede yerel yönetimlerin çoğu ışık kirliliğine karşı özel
yasalar ve yönetmelikler çıkarmakta ve uygulamayı yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.
Ne yapmalıyız?
Işık kirliliğinin önlenmesi konusunda herkese görev düşmektedir. Bunun için doğru aydınlatma konusunda bilgi sahibi olunKendi uygulamalarınızda doğru aydınlatma kurallarına uyun.
Çevrenizdeki yanlış ve sizi rahatsız eden uygulamaları ilgililere duyurun.
Kaynakça : TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi personeli tarafından hazırlanmıştır.
Ay ışıgı ve gün ışığından başka aydınlık bilmeyen insanoğlu ateşin bulunuşuyla yeni bir ışık kaynağına kavuştu. Sacayakların üzerine konan korlar ilkel insanlar için ışık kaynağı olurken zamanla elde taşınan meşaleler geliştirilmiştir. Klasik çağlarda içyağından yapılan mumlar üretilebilmiştir. 1784′te Argant çift hava akımlı lambayı buldu.
Lebon’un bulduğu havagazıyla çalışan lambalar 1805′te İngiltere’de sanayi kuruluşlarında kullanılmaya başlanmıştır.
Osmanlı döneminde havagazı lambaları başlarda İstanbul’da ve yanlız saraylarda kullanılmaya başlanmıştır. 1853′te sırf bu amaçla bir gazhane kurulmuştur.
Modernleşmeyle beraber Edison ve Swan’ın 1879′da akkor lambayı bulmasıyla aydınlatma kavramında bir devrim yaşanmıştır.
Kapalı mekanlarda elektrikle aydınlatma kriterlerinden önce tasarruf açısından gün ışığından mümkün olduğu kadar fazla yararlanmak gerekir. Mimari yapı itibarıyla büyük ama ısı izolastonunu engellemeyecek pencereler bulunması doğru bir aydınlatma için baş koşuldur. Bu aşamadan sonra yapay aydınlatma kriterlerinin uygun şekilde sağlanması gerekir.
Bilindiği gibi yapay ışık doğru ayarlanmadığında yorucu etki yapmaktadır. Bunun için insan bünyesinin alışık olduğu gün ışığı taklit edilmelidir. Bu aşamadı bazı önemli kriterlere dikkat etmek gerekmektedir.
* Işık Doğrudan göze gelmemeli yukarıdan aydınlatmalıdır
* Dekoratif amaçlı olan ve gözle doğrudan temas eden armatürler ışık yarısaydam kaplamalarla dengelenmelidir.
* Birden çok ışık kaynağı kullanılıyorsa lambalar ışık geçişlerini dengelenecek uzaklıkta yerleştirilmelidir.
* Daha estetik amaçlarla kullanılan bölgesel aydınlatıcılarda ışık farlı renklerde seçilecek olursa bunların keskinliği azaltılarak gözü yorması engellenmelidir.
* Oda duvarları açık renkli yapılarak gün ışığından yararlanma miktarı artırılabilir.
* Tv izlerken düşük şiddetli ampüller kullanılmalıdır.
* Enerji tasarrufu yapan ampüller kullanılmalıdır.
Gerek kapalı mekanlar, gerekse sokak aydınlatmasında ışığın verimli kullanlılması gerekir. Işık kaynağından gelen ışığın tümünün istenilen alanları aydınlatması sağlanmalıdır. Işık taşması denilen ve istenmeyen alanların da aydınlatılması verimi düşürür.
Özellikle sokak aydınlatmasında ışık kayıpları fazla olmaktadır. Birçok sokak lambası sokakları aydınlatmakla beraber havayı da aydınlatmaktadır. Bu lambalar seçilirken belediyeler üst bölgesi kapalı olan lambaları tercih etmelidir. Bununla beraber reklam panosu, önemli binalar, şelaler veya anıtların gece aydınlatması alttan yukarı değil, yukardan aşağı olacak şekilde ayarlanması gerekir.
Sokak aydınlatmalarının sadece tasarruf amacı güdülerek uygun yerleştirilmesi gerektiği söylenemez. son yıllarda kentlerin metropol haline dönüşmesiyle sokak aydınlatması sonderece yaygınlaşmıştır. Bu da çok tartışılan ve üzerinde mutabakata varılan ışık kirliliğinin önlenmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. Işık kirliliği kısaca açıklamak gerekirse gerek duyulan alanlar dışında atmosfere de bolca ışık salınmasıdır. Büyük şehirlerde geceleri gökyüzü de ışıtıldığı için yıldızları görmek mümkün olamamaktadır. Yıldızlar ancak şehrin dışına çıkıldığında görülebilir hale gelmiştir. Bunda sokak lambaları ve dekoratif amaçlı aydınlatmalar büyük rol oynamaktadır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ışık kirliliği hakkında bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Fakat bu çalışmaların devlet tarafından belirgin bir kabul gördüğünü söylemek zordur. Birçok sokak ve resmi bina çevresinin aydınlatmasında bu gerçeklere uyulmamaktadır. özellikle küçük kentlerde bu türden kaygılar neredeyse yok sayılmaktadır.
İnsan varlık sahnesinde tutunabilmesi doğal yaşam koşullarına uyum sağlamasıyla mümkün olmuştur. İnsan gereksinim duyduğu eşyayı doğayı ve doğadaki canlıları gözlemleyip kullanarak kendi dünyasını var etmiştir. Bu süreç günümüz yaşam koşullarını doğurmuştur. Bugün insan doğal yaşamın üzerine kendi dünyasını kurmuştur. Gereksinimini ilk çağlardaki gibi doğadan direk alarak değil, üreterek karşılamaktadır.
Doğal ısı ve ışık kaynağı olan güneş, ay ve yıldızlardan faydalanan insan bu gözlemleri ile doğaya koşut bir kültür geliştirmişken gereksinimini kendi üreterek karşılaması ile birlikte günümüz takvim ve mesai anlayışına uymaktadır. Güneşin doğması ile birlikte güne başlayan insan güneşin batmasıyla eve kapanırken günümüzde 7 gün 24 saat çalışma ortamına geçmiştir. Son 50 yılda bu hıza ulaşan insanın aydınlanma aracı da bu gelişime koşut olarak gelişmiştir.
İnsan ihtiyaç duyduğu enerjiyi bedenini kullanarak üretirken aklını kullanmaya başlaması ile birlikte eşyadan enerji sağlamayı başarmıştır. Bu doğrultuda bir yıldırımdan veya volkandan kaynaklanan ateşten çeşitli yönlerden yararlanma yoluna gitmiştir. Soğuk havalarda ısınabileceğini, yemeğini pişirebileceğini, vahşi hayvanlardan korunabileceğini ve hatta karanlık gecelerini aydınlatabileceğini öğrenmiştir.
İnsanın ateş bekçiliğinden ateşi yanında taşımaya geçişi nasıl sağladığı bilinmemektedir. Belki de sert cisimlerin birbirine çarpışmasıyla ortaya çıkan çıngı, belki de sürtünmenin ısı ürettiğinin gözlemleri bu geçişi sağlamıştır. Bölgemizde ateş yakmada 20 yy ilk yarısı sonlarına kadar çakmaktaşı ve demirin kullanıldığı bilinmektedir. İzcilere hala sürtünme ile ateş yakma öğretilmektedir. Tabi her izcinin yanında bir gazlı çakmak olduğu da bilinenlerdendir.
Tekniğini geliştiren insan ateşten yararlanma yollarını da geliştirmiş ve ateşi taşıyabileceği aydınlatma araçlarını yapmaya başlamıştır. Bu aydınlatma araçları meşale, kandil ve mum, gazyağı, hava gazı ve pildir. Elektrik enerjisi kullanılarak aydınlatma araçlarına geçiş ise bu serüvenin son halkasını oluşturmaktadır.
Taşınabilir birincil aydınlatma aracı olarak reçineli ağaç dallarının kullanılmış olabileceği öngörülmektedir. Daha sonra bu ağaç dallarının üzerine yağlı bez veya deri sarılarak oluşturulan meşalenin aydınlatma aracı olarak kullanıma girdiği ön görülmektedir. Meşalenin yanında kandiller de kullanılmaya başlamıştır. Antik kandiller çeşitli malzemelerden yapılırdı. En sık kullanılan malzemeler pişmiş toprak ve bronz olmakla beraber az da olsa altın, gümüş ve cam da kandil yapımında kullanılmıştır. Kandiller iki kısımda ibaret olup, biri yağ komaya yarayan haznesi diğeri ise fitil deliğidir. Kandil kelimesi dilimize Grekçe ?candela? dir. Türkçemize geçen ?çıra? kelimesinin Latince cucerna kelimesinin bozulmuş şekli olduğu düşünülmektedir.
Yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalardan kandil kullanımı Erken Paleolotik çağa kadar inmektedir. Bu dönemde kandiller taş malzemeden yapılırdı. MÖ. 8000 ? 6000 lerde deniz kabukları kandil olarak kullanılmıştır. Filistin?de deniz kabuğundan yapılmış ve kandil olarak kullanılan eşyalar bulunmuştur.
Hititlerde aydınlanma aracı olarak kandil kullanıldığını belgeleyen bir veri olamamasına karşın, Hititlerde ??DUG ? sasanna?? kelimesinin kandil anlamına geldiği tahmin edilmektedir. Çeşitli höyüklerde ele geçen üzüm salkımı şeklinde ve bir iple asılarak kullanıldıkları anlaşılan kapların, yanık izlerinden hareketle kandil olabilecekleri düşünülmüştür.
Pişmiş topraktan yapılan kandiller, erken dönemlerde elle şekillendirilmişlerdir. Osmanlı Döneminde bölgemizde kullanılan yirik çıra diye adlandırılan kandillerin benzerleri M.Ö 3000 yılında kullanılmaktaydı. MÖ. 6 yy. dan sonra çarkla kandil yapım tekniği yaygın olarak kullanılmaya başlanrı. MÖ. 3. yy.dan sonra kalıp tekniği ile seri üretim kandil yapılmaya başlanır. Artık kandiller yoğun olarak kalıp ile üretilmektedir. Kandil üretimi önemli bir ticaret kolu olarak karşımıza çıkar. Bu dönemin kandil üreten yerleri arasında Ephesos ( Efes ) Knidos ( Datça) önemli bir yer tutmaktadır. MS. 1. yy.da özellikle Kuzey İtalya?da bronz kandillerden kopya edilen kandiller yapılmaya başlanır.
MS. 3. yy. da muhtemelen yağın pahalı ve lüks bir malzeme olmasından dolayı, İtalya?da kandil yapımı azalmaya başlar. Ama Küçük Asya?da ve Kuzey Afrika?da kandil üretimi devam eder. Bu dönem kandillerinin üzerinde mitolojik konulardan Herakles gibi kahramanlar, Afrodithe gibi tanrıça figürleri ile günlük hayattan figürler, meyve, bitki ve geometrik figürler bezenmiştir.
4. yy.dan itibaren ortaya çıkan, 5. 6. yy.da yoğun olarak kullanılan Afrika kandilleri üzerinde sıklıkla, Hıristiyanlık betimleri, haçlar ve monogramlar görülür. 5. 6. yy. larda Batı Anadolu?da büyük bir kısmı başta Ephesos olmak üzere Symrna ( İzmir) ve Sardes?te (Aydın Salihli yakınları) üretilmiş kaliteli kandiller ortaya çıkar. Bunlarda da Hıristiyanlık sembolleri yer almaktadır.
Antik Çağ?da kullanılan kandillerin yakıtları da fitiller kadar çeşitlilik gösterir. Fitil olarak keten, kenevir ve işlenmemiş yün fitil işlevi görmekteydi. Paleolitik çağ?da hayvansal yağlar Yunan ve Roma dönemlerinde zeytinyağı kandilin yanıcı maddesi olarak kullanılmaktaydı. Zeytin yetişmeyen bölgelerde kandil yakmak için zeytinyağı ithal edilmiştir. Bu yanıcı maddelerin yanı sıra kandil yakma için susamyağı, fındık, ceviz gibi meyvelerin yağları ile balık yağı ile Hint yağından da yararlanılmıştır. Kandilin ışığının sarımsı bir renk alması ve yanıcı özelliğinin artması için yağ içine tuz konulduğu bilinmektedir.
Kandillerin kullanım yerleri ve kullanım amaçları çok çeşitlilik gösterir. Klasik dönemde kandiller, evlerde nişler içine yerleştirilerek, duvarlara çakılı askılara ya da tavandan sarkan zincirlere asılarak ve ya özel masalar üzerine konularak kullanılırdı.
Tapınaklarda ışığın daha fazla olması için kandillerin burun sayısı artırılmıştır. Kandillerin tapınaklara konulduklarına en güzel örnek, Atina Akropolü?deki Erekhtheion? Tapınağına Kallimakhos?un adadığı kandildir. Bu kandil tüm sene boyunca gece ve gündüz sürekli yanıyordu; yirmi burnu ve hurma ağacı biçiminde bir kapağı vardı. Ayrıca kandiller cadde, sokak, maden işçileri madende çalışırken, hamamlarda ve bir yerlere gidilirken önleri aydınlık olsun diye kullanılmıştır.
Roma geleneğinde arkadaşlar birbirlerine yeni yıl hediyesi olarak, üzerinde ?? mutlu bir yıl dileğini ?? ifade eden özel kandiller hediye olarak verildiği bilinmektedir.
Kandillerin tüm bu kullanım yerlerinin yanı sıra, kült törenlerinde ve sunaklarda yakıldıkları veya adak olarak sunuldukları bilinmektedir. Ölen kişinin mezarına kandil konulması bir gelenekti. Bu geleneğin, kişinin sağlığında temsil ettiği düşüncenin yaşatılacağının göstergesi olarak ölümünden sonra mezarı başına veya tapınak ? ziyaret gibi halkça kutsal kabul edilen mekânlarda yakılmaktaydı.
Yapılan arkeolojik kazılarda, mezarlarda bulunan kandillerin birkaç kez veya hiç kullanılmamış olduğu gözlemlenmiştir. Dönemin Roma geleneğinde, ölen kişinin evinin kapısına kandil konulması da oldukça yaygın bir gelenekti.
Kandil kullanımı mumun yaygın olarak kullanıldığı M.S. 7. yy.dan sonra azalır. Günümüzde ise kandiller artık bir aydınlatma aracı olarak kullanılmamakta, bir süsü eşyası -biblo olarak kullanımını sürdürmektedirler.
Elimsan Aydınlatma ve Alternatif Enerji Teknolojileri San. ve Tic A.Ş. temiz enerji teknolojilerine katkı sağlaması amacıyla Enerji Bakanlığı bahçesine bir Enerji Ağacı kurdu.
Güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanan hibrid bir sistem olan Enerji Ağacı, günbatımından şafağa kadar çalışabilecek şekilde tasarlandı. Güneş panellerinin ürettiği akım belli bir eşik değerinin altına düştüğünde (bu güneşin battığını gösterir) sistem devreye giriyor ve aydınlatmayı bünyesinde bulunan bir batarya vasıtası ile sağlıyor. Güneşin olmadığı 3 gün boyunca ekstra batarya kapasitesiyle aydınlatma devam edebiliyor. Güneşin az olduğu günlerde ve olmadığı günlerde sistem aynı anda rüzgar enerjisinden elde ettiği enerjiyi de bünyesinde depoluyor. Bu enerji güneş battıktan sonra 20W?lık 2 adet tasarruflu Super Flux LED?li Armatürü ve 5W?lık 1 Adet SuperFlux LED?li projektörü çalıştırabiliyor. Sistemde yeterli enerji varsa güneş panelleri enerji depolamayı kesiyor, rüzgar gülü ise duruyor. Enerji Ağacı; rüzgar gülü devamlı döndüğünde saatte 400 W?lık elektrik üretebilen ve güneş ışığına maruz kaldığında saatte toplam 172 W?lık elektrik enerjisi üreten hibrid sistemlere çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
Sistemin Özellikleri:
- Rüzgar türbini ile yer yüzeyi arasındaki yükseklik 7 metredir ve armatürlerin yüksekliği 6 metredir.
- 400 W?lık Rüzgar Türbini ve her biri 43 W?lık olan 4 adet Güneş Paneli?nden oluşan hibrid sistemdir.
- SuperFlux LED?li 2 x 20W armatür ve 1 x 5W projektör çalıştırır.
- Yer düzeyinde aydınlatma seviyesi 20 Lux?dür ve aydınlatma çapı 18 metre?dir.
Aydınlatma sektörünün buluşma noktasıdır. Avizeciler,iç aydınlatma,dış aydınlatma,aydınlatma imalatçılrı,satıcı firmalarının buluşma noktasıdır.Aydınlatma sektöründen haberler,duyurular,örnek uygulamalar,dünya aydınlatma öreneklerini blogumuzda bulabilirsiniz.
Blog: AYDINLATMAX tarafından yapılmıştır.
Son Yorumlar